Uzundu iş yolcuğu.. Hiç olmadığınca.
Hiç varamayacağım sandım bir an.
--
İnsanların sesini kıstım; Olga Belikova dinledim.
Dumadan hep aynı şarkıyı.
Durmadan.
Stadyum durağında yine o palmiye yapraklarını gördüm.
Aynılardı, gülümsedim hafiften.
Yine güzel güzel selamlıyorlardı geleni geçeni, onları üzmeden esen nazik bir rüzgarla.
Sonra..
Sonrası Halkapınar işte..
Benim başımın belası Aktarma İstasyonum.
Gecenin sonunda, sabahın köründe;
yazın sıcağından cereyanın bin bir türlüsünü tattığım o istasyon.
Yürüdüm hızlı adımlarla.
7 dakika kalmıştı Cumaovası Treni'nin gelmesine.
Öyle gösteriyordu ışıklı tabelalar.
Biliyordum..
Onca kalabalığa rağmen, pantolonumun paçalarının bir deli başlı rüzgar tarafından fırıldatıldığı metal bankın boş olduğunu, orada hiç kimsenin oturmadığını biliyordum.
Benim ora.
Acil çıkış kapısına seyahatimin güvenli koltuğu.
Vardım.
Oturdum.
İçime sustum iyice,
başımı da karşıya, "Halkapınar" yazan duvara çevirdim hep olduğu gibi.
Birden bire seviverdim orayı.
Çok seviverdim.
Meğer..
Evimmiş orası benim.
Meğer o bank Nuh'un Geisi'nin en güzel yeriymiş.
O rüzgar kutsalmış.
Halkapınar Aktarma İstasyonu bedenden ruha aktarıldığım yer imiş.
Eve geleli az oldu daha işten.
saatin bir önemi yok, ne de olsa gece kuru.
kupkuru.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder